Orhun Yazıtları: Bilge Kağan 1300 Yıl Önce Türk Milletine Ne Dedi?
1300 yıl önce taşa kazınan ölümsüz sözler: Bilge Kağan'ın Türk milletine hesap verişi, Çin'in ipek ve tatlı söz tuzakları, liyakatsizlik yüzünden yaşanan 50 yıllık esaret ve Kültigin ile İltiriş Kağan'ın küllerinden doğurduğu diriliş destanı inceleniyor.
Dünya tarihinde gücü elinde bulunduran pek çok lider tahtını ve makamını riske atmamak için halkına karşı şeffaf olmaktan çekinirken, Bilge Kağan 1300 yıl önce rüzgarda uçup gidecek bir kağıda değil, zamana meydan okuyan taşlara milletine hesap verdiği o sözleri kazımıştır. Orhun Yazıtları, yalnızca geçmişin bir övünç kaynağı değil; Türk milletinin yaptığı hataların, düştüğü tuzakların ve kendi özünü unutmasının zamansız bir hikayesidir.
İşte Bilge Kağan'ın taşa vurduğu o tarihi gerçekler ve bugüne ışık tutan satır başları:
-
Ataların Mirası ve Genişleyen Sınırlar Bilge Kağan söze göğün, yerin ve insanoğlunun yaratılışıyla, yani kutsal bir temelle başlar. Ataları Bumin Kağan ve İstemi Kağan'ın tahta oturarak Türk milletinin ilini ve töresini düzene soktuğunu anlatır. Dört bir yandaki düşmanlara karşı ordu sevk ederek, "başlıya baş eğdirip, dizliye diz çöktürerek" sınırları doğuda Kadırgan Ormanı’na, batıda ise Demir Kapı’ya kadar genişlettiklerini belirtir. Ancak bu görkemli geçmişi sadece övünmek için değil, kendi devraldığı enkazla kıyaslamak için bir zemin olarak sunar.
-
"Enkaz" Devralan Bir Liderin Gece Gündüz Mücadelesi Bilge Kağan, tahta geçtiğinde varlıklı ve zengin bir millet bulmadığını; aksine içi aşsız, dışı elbisesiz, perişan ve dağılmış bir halkın üzerine oturduğunu açıkça ifade eder. Kardeşi Kültigin ile baş başa vererek, babalarının ve amcalarının kazandığı milletin adı sanı yok olmasın diye gece uyumadan, gündüz oturmadığını aktarır. Milleti birbirine kırdırmadan (ateşle su kılmadan) çalışarak fakir milleti zengin, az milleti çok kıldığını söyler ve beylerine şu tarihi soruyu yöneltir: "Acaba bu sözlerimde yalan var mı? Türk beyleri, milleti, bunu işitin!"
-
50 Yıllık Esaretin Nedeni: Çin'in İpek ve Tatlı Söz Tuzağı Büyük ve güçlü bir devletin nasıl olup da 50 yıl boyunca Çin'e köle olduğunu sorgulayan Bilge Kağan, suçu sadece dış düşmana atmaz; önce içerideki çürümeye bakar:
Liyakatsizlik ve Bilgisizlik: Başa geçen kağanların ve yardımcılarının bilgisiz, kötü ve liyakatsiz olması devleti zayıflatmıştır.
İç Huzursuzluk: Beylerin ve milletin uyumsuzluğundan yararlanan Çin, "böl ve yönet" taktiğiyle kardeşleri birbirine düşürmüş, beylerle halkı çekiştirmiştir.
Kültürel Yozlaşma ve İsim Değiştirme: En acı durumlardan biri olarak Türk beylerinin Türk adını bırakıp, Çinli beylerin adlarını alarak Çin kağanına itaat etmelerini ve esareti zihinde kabullenmelerini gösterir.
Tatlı Söz, Yumuşak İpek: Çin'in tatlı sözlerle ve yumuşak ipek kumaşlarla Türkleri kendine yaklaştırıp, ardından kendi kötü işlerini öğrettiğini ve uyanmalarını engellemek için iyi, bilge ve cesur kişilerin yükselmesine izin vermediğini vurgular. Bilge Kağan bu durumu, "Tatlı sözüne, yumuşak ipeğine kanıp çok Türk milleti öldün; Türk milleti yine öleceksin!" diyerek geleceğe yönelik bir uyarı fişeği olarak taşa kazır.
-
Günübirlik Yaşayan Hafıza Bilge Kağan, Türk milletinin o dönemki sosyo-psikolojik yapısını şu sözlerle eleştirir: "Türk milleti, aç olduğunda tokluğu düşünmezsin, bir kere doyunca da aç kalacağını hiç sanmazsın." Bu disiplinsizlik ve günübirlik yaşayış yüzünden kendilerini besleyen kağanların sözünü dinlemeyip her yere dağıldıklarını, sonuç olarak kanlarının nehir gibi aktığını, kemiklerinin dağ gibi yığıldığını ve evlatlarının kul ile cariye olduğunu hatırlatır.
-
37 Kişiyle Başlayan Diriliş Destanı Her şeyin bittiği, kimliğin unutulduğu sanılan o karanlık dönemde, Bilge Kağan'ın babası İltiriş Kağan ve annesi İlbilge Hatun'un rehberliğinde sadece 37 kişiyle bir özgürlük ateşi yakılır. "Ya özgürce dağda öleceğiz ya da kölece sarayda yaşayacağız" fikriyle yola çıkan bu çekirdek grup, ayaklanma haberi yayıldıkça dağdakilerin ve şehirdekilerin katılımıyla önce 70, ardından doğuya ve batıya ordu sevk ederek 700 kişi olur. Ruhunda töre olan bu az sayıda insan, kağansız ve devletsiz kalmış koca bir milleti atalarının töresince yeniden ayağa kaldırır. Bilge Kağan bu dirilişte kardeşi Kültigin'in savaş meydanlarında altında üç at ölmesine, zırhına yüzlerce ok isabet etmesine rağmen pes etmeyen mücadeleci ruhunu da saygıyla anar.
Son Söz: Töreni Kim Bozdu? Yazıtların en ağır ve cevabı bilinen sorusuyla milletini yüzleştiren Bilge Kağan sorar: "Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk milleti, senin devletini ve töreni kim bozabilirdi?" Bir dış felaket olmadığına göre devleti ve töreyi insanların kendi elleriyle, birbirine düşerek, liyakati çiğneyerek bozduğunu ima eder. Taşların bir yüzünü Çinliler düşman olarak ne yaptıklarını görsün diye, diğer üç yüzünü ise Türk milleti ne yapacağını bilsin, buralardan okuyup utansın ve bir daha aynı çukura düşmesin diye Türkçe kazıttığını belirterek millete seslenir: "Diril, kendine gel ve pişman ol!"
Bu yazıya tepki ver
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.